
Bu yıl ilk olarak Lafod (Lüleburgaz Amatör Fotoğraf Derneği) tarafından düzenlenen,nefis geçen iki gündü 24-25 Ekim tarihleri.
Sonbaharın neredeyse iyice hissedildiği anda gidilebilecek en güzel yerlerden biri,gitmeyenlere geç kalmış değilsiniz diyerek geziden bahsetmek isterim.
24 Ekim sabahın ilk ışıkları yollara düştük,neşeli bir seyirden sonra Lüleburgaz’da Sayın Lafod başkanı Özcan Çeltikli tarafından karşılandık.
Açıkçası güzergah olarak insan nelerle karşılaşacağını kestiremiyor,evet Balkan köyleriydi gidilecek yerler ama tahminde edilmiyordu gitmeden.Güzel bir karşılama ve sabah kahvaltısından sonra yollar bir ip,bizlerde renkli boncuklar misali sıralandık -dizi dizi- ve yollara düştük.
Gördüğümüz manzaralar karşısında elimizde fotoğraf makinalarımız sürekli çekiyorduk.
Dört mevsimin bu denli doğaya hakim olması nefis görüntüleri beraberinde getirmişti.Ağaçlardaki yeşilin -yavaş yavaş- sarı tonlara dönüşmesi,üzerine bastığımız çimlerin ilkbaharı kıskandıracak boyuttaki duru-koyu yeşili aklımıza sadece piknik yapmayı,zıplamayı ve yerlerde çocuklar gibi yuvarlanmayı çağrıştırıyordu,ki yaptık ta kaçınılmaz kararınca…)

Balkan köylerinde az haneli güzel bir doğa içersinde duran,özellikle Trakya kışının çetin şartlarına rağmen yaşamla can bulan yerleşimleriydi.
İlk durağımız Dereköy oldu,sonrası Geçitağazı,ardından o güzel kurufasulyelerin diyarı Kula(kesinlikle yolunuz o tarafa düşerse kurufasulyesini tatmanızı özellikle tavsiye ederim,nefisti)
Bir yandan ciğerlerimize çektiğimiz o nefis hava,diğer yandan ise vizörümüze takılan harika manzara ve detaylarla yolumuza Kocayazı ve Kofçaz köyleriyle ilk gün ki gezimizi noktaladık.
Aslında haylide yorulmuştuk ama zihnizmizde kalanlar bizi gülümsetiyordu bedenimiz yorgun olsa da.
O günün akşamında ise günün kritğiyle geçen anlamlı sohbetlerle ertesi gün için planlar yapıldı.
25 Ekim sabahı puslu bir havayla yine yollara düştük,Balkan soğuğu hafifte olsa yüzümüze yansısa da gidilecek yerlerin maceradan öte heyecanı herşeyi unutturuyor gibiydi.
Ve ilk durağımız Dupnisa Mağarası oldu,enfes bir orman içersinde dağlardan uzun uzadıya akıp gelen derin sessziliğin içersinde kulağa hoş gelen nağmeleriyle akan suların arasından tırmanışla karşımıza çıkan eşine ender rastlanır bir doğa harikasıydı.
Ama yollar bitemezdi ve devamında yeni köyler karşılıyordu bizleri Üsküp üzerinden,Çukurpınar,Armutveren..Lakin bir köy vardı ki belkide şimdiye dek gezdiklerimizin en ilginci idi Karanlık köy.
Köy halkı zamanla yaşamın insana bazen aldığı,bazense sunduğu şartlarından dolayı bu doğa içersindeki köyün hanalerini zamanla karanlığa bürüp tek hanede yaşları baya geçkince olan iki yaşlı çifte bırakmıştı.Hem düşündürücü ve sanırım gecenin nasıl geçeceğini düşündüğünüzde birazda ürkütücü idi,karanlığın ad bulduğu bu köy.

Son durağımız ise Paspala idi,şirin bir yer tüm köylerde olduğu gibi sıcacık yüreklere sahip,misafirperver köy halkı.
Gün akşama dönüyor ve bizler istemedende olsa bir dahaki buluşmanın bir an önce gelmesi ümidiyle vedalaşma senfonisi sonrası oradan ayrıldık.
Nefis doğa içersinde,sımsıcak yüreklerin kapılarını açtığı anlamlı iki gündü hatrımda kalan…
Teşekkürler Lafod…))
Sevgiler…))

Bir önce ki yazınıza da tesadüfen rastladım. Bu da oldukça güzel bir yazı olmuş. Emeğinize, yüreğinize,gözünüze ve kaleminize sağlık…